Hamilelikte yapılan folik asit takviyesinin, doğacak bebekte sadece nöral tüp defektleri değil, konuşma geriliği riskini de azalttığı bildirildi.
İzleyiciler
17 Ekim 2011 Pazartesi
Bebeğinizde konuşma geriliği
Bebeğinizde konuşma geriliği olabilir!
Hamilelikte yapılan folik asit takviyesinin, doğacak bebekte sadece nöral tüp defektleri değil, konuşma geriliği riskini de azalttığı bildirildi.
Norveçli bilim adamlarının yaklaşık 100 bin anne ile yaptığı ve Amerikan Tıp Derneğinin dergisinde (JAMA) yayımlanan araştırma, hamilelikte folik asit alanların çocuklarında konuşma geriliği görülmesi ihtimalinin neredeyse yarı yarıya azaldığını gösterdi.
Hamilelikte yapılan folik asit takviyesinin, doğacak bebekte sadece nöral tüp defektleri değil, konuşma geriliği riskini de azalttığı bildirildi.
Bebek , Baby,türkçe,Bakımı , Beslenmesi ,Sağlığı
bebekte konuşma geriliği
10 Ekim 2011 Pazartesi
Anne sütü yaşamı şekillendiriyor
Anne sütü yaşamı şekillendiriyor
Bebekliğin ilk haftalarının insan yaşamındaki etkilerini inceleyen bir araştırma anne sütünün çocukların zeka düzeylerini ve sağlıklarını güçlendirdiğini, ileriki yaşlarda davranış bozukluğu ve şişmanlık gibi sorunlarla karşılaşma risklerini azalttığını ortaya koydu.
The Observer gazetesinin haberine göre, İngiltere'deki Essex ve Oxford üniversitelerinden uzmanların hazırladığı raporda, çocukların bilişsel gelişim açısından gösterdikleri farklılıkların erken yaşlarda ortaya çıktığı belirtilerek, ebeveynlerin bu konuda bilinçlendirilmesinin çocuk gelişiminde önemli rol oynadığına dikkati çekildi.
Bebekliğin ilk haftalarının insan yaşamındaki etkilerini inceleyen bir araştırma anne sütünün çocukların zeka düzeylerini ve sağlıklarını güçlendirdiğini, ileriki yaşlarda davranış bozukluğu ve şişmanlık gibi sorunlarla karşılaşma risklerini azalttığını ortaya koydu.
8 Ekim 2011 Cumartesi
Hamilelikte kemoterapi bebeğe zarar verir mi?
Kanser hastası hamilelere uygulanan kemoterapinin bebeğe zarar vermediği açıklandı.
Güçlü kemoterapi ilaçlarının anne karnındaki bebeğe olası olumsuz etkilerini araştıran kanser uzmanları, söz konusu ilaçların bebeğe zarar vermediğini, ancak erken doğum durumunda bebeklerin etkilenebileceğini belirledi.
Belçika'daki Leuven Üniversitesi Hastanesi'nden Frederic Amant, hamileliklerinin ilk üç ayını geride bırakan kanser hastalarının hamileliği sonlandırma ya da kemoterapiyi erteleme gibi yollara başvurmasına gerek olmadığını belirterek, bu hastalarda erken doğumun ise mümkün olduğunca önlenmesi gerektiğini kaydetti.
Pek çok kanserli kadının kemoterapinin bebeğini olumsuz etkileyeceği endişesiyle hamileliğini sonlandırma yolunu seçtiğini, bazı doktorlarınsa aynı nedenlerle kemoterapinin ertelenmesini önerdiğini ya da erken doğumu teşvik ettiğini belirten Amant, hamileliğin 12 ila 14. haftalarından sonra uygulanan kanser tedavisinin bu endişeleri boşa çıkardığını kaydetti.
Bu dönemlerden itibaren uygulanan kemoterapinin, plasentanın sadece bir bölümünden geçmeyi başardığını ve cenine ulaştığını ifade eden Amant, ilaçların bebeğin gelişimi üzerinde herhangi bir etkisinin tespit edilmediğini belirtti.
Araştırma kapsamında, yaklaşık üçte ikisi 37 haftalık süreyi tamamlamadan doğum yapan bir grup kanserli kadını temel alan uzmanlar, bu kadınların bebeklerinde görülen kalıtsal bozukluklarla, büyüme ve gelişme performanslarının genel nüfusla benzerlik gösterdiğini saptadı. Öte yandan, çoğunlukla erken doğan bebeklerin IQ ve davranış testlerinde normal seviyenin altında performans sergilediği kaydedildi.
Uzmanlar, doğum öncesi kemoterapinin çocuklarda ileri yaşlarda doğurganlık problemi ya da kansere yakalanma riski doğurup doğurmadığının saptanması içinse daha çok araştırma yapılması gerektiğini belirtti.
Güçlü kemoterapi ilaçlarının anne karnındaki bebeğe olası olumsuz etkilerini araştıran kanser uzmanları, söz konusu ilaçların bebeğe zarar vermediğini, ancak erken doğum durumunda bebeklerin etkilenebileceğini belirledi.
Belçika'daki Leuven Üniversitesi Hastanesi'nden Frederic Amant, hamileliklerinin ilk üç ayını geride bırakan kanser hastalarının hamileliği sonlandırma ya da kemoterapiyi erteleme gibi yollara başvurmasına gerek olmadığını belirterek, bu hastalarda erken doğumun ise mümkün olduğunca önlenmesi gerektiğini kaydetti.
Pek çok kanserli kadının kemoterapinin bebeğini olumsuz etkileyeceği endişesiyle hamileliğini sonlandırma yolunu seçtiğini, bazı doktorlarınsa aynı nedenlerle kemoterapinin ertelenmesini önerdiğini ya da erken doğumu teşvik ettiğini belirten Amant, hamileliğin 12 ila 14. haftalarından sonra uygulanan kanser tedavisinin bu endişeleri boşa çıkardığını kaydetti.
Bu dönemlerden itibaren uygulanan kemoterapinin, plasentanın sadece bir bölümünden geçmeyi başardığını ve cenine ulaştığını ifade eden Amant, ilaçların bebeğin gelişimi üzerinde herhangi bir etkisinin tespit edilmediğini belirtti.
Araştırma kapsamında, yaklaşık üçte ikisi 37 haftalık süreyi tamamlamadan doğum yapan bir grup kanserli kadını temel alan uzmanlar, bu kadınların bebeklerinde görülen kalıtsal bozukluklarla, büyüme ve gelişme performanslarının genel nüfusla benzerlik gösterdiğini saptadı. Öte yandan, çoğunlukla erken doğan bebeklerin IQ ve davranış testlerinde normal seviyenin altında performans sergilediği kaydedildi.
Uzmanlar, doğum öncesi kemoterapinin çocuklarda ileri yaşlarda doğurganlık problemi ya da kansere yakalanma riski doğurup doğurmadığının saptanması içinse daha çok araştırma yapılması gerektiğini belirtti.
Hamilelik - Tüp Bebek - Doğum Hamilelik,Tüp Bebek,Doğum,Gebelik,Annelik
Bebek , Baby,türkçe,Bakımı , Beslenmesi ,Sağlığı
bebeğe,
hamilelikte,
kemoterapi
Egzoz gazı erken doğuma neden oluyor
California Üniversitesi'nde yapılan bir araştırma, egzoz gazlarının erken doğum ihtimalini yüzde 30 arttırdığını ortaya koydu.
Egzoz gazlarının erken doğuma neden olduğu, özellikle poli aromatik hidrokarbonların (PAH) bebeğin zamanından önce doğması ihtimalini yüzde 30 arttırdığı bildirildi.
California Üniversitesi bilim adamlarının yaptığı araştırmayı yürüten Beate Ritz, hava kirliliği ile erken doğum ve düşük doğum ağırlığı arasında ilişki olduğunun zaten bilindiğini, kendilerinin, hangi maddelerin bebeğin erken doğmasına neden olduğunu tespit ettiklerini belirtti.
Sonuçları Environmental Health dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, egzoz gazlarının neden olduğu hava kirliliğinde özellikle PAH erken doğum üzerinde etkili. Yüksek PAH'a maruz kalan gebelerin erken doğum yapma riski yüzde 30 artıyor. Benzol ve dizel kurumu da erken doğum ihtimalini yüzde 10 artırıyor.
Gebelerin özellikle son dönemde maruz kaldıkları karbonmonoksit ve azot oksitler erken doğum üzerinde etkili oluyor.
Amonyum nitrat da erken doğum riskini yüzde 21 yükseltiyor.
California Üniversitesi bilim adamlarının yaptığı araştırmayı yürüten Beate Ritz, hava kirliliği ile erken doğum ve düşük doğum ağırlığı arasında ilişki olduğunun zaten bilindiğini, kendilerinin, hangi maddelerin bebeğin erken doğmasına neden olduğunu tespit ettiklerini belirtti.
Sonuçları Environmental Health dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, egzoz gazlarının neden olduğu hava kirliliğinde özellikle PAH erken doğum üzerinde etkili. Yüksek PAH'a maruz kalan gebelerin erken doğum yapma riski yüzde 30 artıyor. Benzol ve dizel kurumu da erken doğum ihtimalini yüzde 10 artırıyor.
Gebelerin özellikle son dönemde maruz kaldıkları karbonmonoksit ve azot oksitler erken doğum üzerinde etkili oluyor.
Amonyum nitrat da erken doğum riskini yüzde 21 yükseltiyor.
Hamilelik - Tüp Bebek - Doğum Hamilelik,Tüp Bebek,Doğum,Gebelik,Annelik
Doğal Aile Planlaması Yöntemleri
Hap ya da spiral gibi doktorlarca yönlendirilen korun*ma araçlarını reddeden kadın sayısı gitgide artıyor. Çünkü bu kadınlar cinselliklerinin ve aile planlamasının tıbbi problem olarak ele alınmasını istemiyorlar. (Artık) hormon yutmak istemiyor, vücutlarında yabancı cisim ol*masını kabul etmiyorlar. Çoğu kez de bedeni konusunda bilinçli olan ve bedeninin verdiği işaretleri her gün disip*linli bir şekilde izlemekten kaçınmayan bu kadınlar için en uygunu, doğal aile planlaması yöntemleridir. Aile planla*ması teriminden de anlaşılacağı gibi, bu yöntemler hem is*tenmeyen bir gebelikten korunmayı, hem de tersi durum*da çocuk istendiğinde gebe kalmayı sağlayabilir.
Kadının kendi doğurganlığıyla her gün ilgilenmesi sa*yesinde cinsellik de başka bir önem kazanır. Birçok çift için bu, aile planlaması konusunu (tekrar) birlikte ele alma şansıdır. Doğal aile planlaması bir süreçtir ve bunun başa*rısı eşlerin uyumlu bir işbirliği içinde olmasına bağlıdır.
Doğal aile planlaması yöntemleriyle korunmak isteyen*ler, duruma göre her gün, korunma ile çocuk isteği arasın*da bocalama yaşar. İki partnerden sadece biri korunmada ısrar edip diğeri çocuk istiyorsa, döllenmeye elverişsiz gün*lerin "yanlış" hesaplanma ya da döllenmeye elverişli gün*lerde korunmanın "unutulma" tehlikesi, her iki eşin de ko*runmadan yana olmasına kıyasla elbette daha büyük olur.
Son olarak, dini inançları korunma araçlarını yasaklayan kadınlar ve çiftler için de istenmeyen gebelikleri önleme*nin tek yolu doğal aile planlaması yöntemleridir.
Doğal aile planlaması yöntemleri korunma yöntemi de*ğildir. Bunlar yalnızca, bir çevrim içinde döllenmeye elve*rişli (üretken, fertil) ve döllenmeye elverişsiz (üretken ol*mayan, infertil) günleri saptama olanağını sağlar. Asıl ko*runma yöntemi, üretken günlerde cinsel ilişkide bulunma*maktan ya da başka bir korunma aracı kullanmaktan iba*rettir (prezervatif, diyafram ve portio başlığı).
Doğal korunma yöntemleri
Size göre cinsellik, yalnızca sizinle partneri*niz arasındaki mahremiyetin içinde olup bi*ten, dünyanın en doğal şeylerinden biri. Ai*le planlamasını da bizzat ele alıyorsunuz. Bu alanda doktor tavsiyesini ya da kontrolü*nü reddediyorsunuz. Gerçi korunmak isti*yorsunuz ama bedensel süreçlere müdahale edilmesine karşısınız. O nedenle, er ya da geç beklenmedik bir anda gebe kalma ola*sılığını göze alıyorsunuz.
Belki de yıllarca "doktorlarca yönlendirilen korunma araçlarıyla" (hap ya da spiral gibi) korundunuz, şu anda ise içtenliğe ve güve*ne dayalı bir ilişki yaşıyorsunuz ve bu, ge*belikten korunmayı da birlikteliğin bir par*çası haline getiriyor, o nedenle de korun*maya rağmen bir bebek olursa onu sevinçle karşılarsınız.
Ya da belki dinsel inançlarınız, hangi yön*temle olursa olsun gebeliği önlemeyi yasak*lıyor.
Bu söylenenlere uyan kadınlar için hormon ya da spiral söz konusu değildir, onlar doğal aile planlaması (kısaca DAP) yöntemlerini benimsemelidir.
Vücut sıcaklığını ölçme, rahim boynu mu*kozasının durumunu belirleme ve rahim ağ*zını yoklama yoluyla, âdet çevrimi sırasın*daki döllenmeye elverişli olan ve olmayan günler saptanabilir. Üretken günlerde cinsel ilişkiden tamamen uzak mı duracağınız, yoksa prezervatif ve/veya diyafram mı kulla*nacağınız size kalmış bir şeydir.
Daha sonra siz ve eşiniz çocuk isterseniz, döllenmeye en elverişli zamanı saptamak için aynı yöntemleri kullanabilirsiniz.
Tüm DAP yöntemleri ilkesel olarak her yaştaki her ka*dın tarafından uygulanabilir. Yeter ki âdet çevrimi düzgün olsun, kadın her gün doğurganlığıyla ilgilenme disiplinini göstersin, çevrimin birkaç gününde cinsel ilişkiden vaz*geçmeye, başka cinsel ifade biçimleri seçmeye ya da bari-yer yöntemleriyle korunmaya hazır olsun.
DAP'ın İlkeleri

Dişinin doğurganlığını cinsiyet hormonlarındaki çevrimsel değişiklikler yönlendirir. Hormon derişikliğindeki değişik*likler bedenin açık seçik işaretler vermesine yol açar. Bun*ların en göze çarpanı, bir çevrimin sona erdiğini ve bir ye*nisinin başladığını gösteren aybaşı kanamasıdır. Daha az göze çarpan, ama ölçülebilen ya da öznel olarak yorumlanabilen işaretler, ikincil doğurganlık belirtileri denen vü*cut sıcaklığı, rahim boynunda mukoza pıhtısı yapısı, rahim ağzının konumu ve sıkılığıdır. Bu işaretlerden biri veya birkaçı her gün saptanıp kaydedildiğinde, üretken olan ve olmayan günleri gösteren bir eğri ortaya çıkar.
Bu bölümde size DAP'ın ilkelerini tanıtmak istiyoruz. Teoride bunlardan bazıları insana çok karmaşık ve kafa ka*rıştırıcı gelir. Ancak doğal aile planlaması sabır ve disiplin ister. Bu yalnızca "yaparak öğrenilen," yani sürekli alıştır*ma gerektiren bir yöntemdir. O nedenle, doğal korunma isteyen her kadına, bu konuda bir kadın doktorundan ay*rıntılı bilgi almasını ya da bir doğal aile planlaması merke*zine başvurmasını öneririz, en iyisi de bu başvuruyu eşiyle birlikte yapmasıdır.
http://www.yasamoyunu.net/hamilelik_tup_bebek_dogum/30652-dogal_aile_planlamasi_yontemleri.html
Kadının kendi doğurganlığıyla her gün ilgilenmesi sa*yesinde cinsellik de başka bir önem kazanır. Birçok çift için bu, aile planlaması konusunu (tekrar) birlikte ele alma şansıdır. Doğal aile planlaması bir süreçtir ve bunun başa*rısı eşlerin uyumlu bir işbirliği içinde olmasına bağlıdır.
Doğal aile planlaması yöntemleriyle korunmak isteyen*ler, duruma göre her gün, korunma ile çocuk isteği arasın*da bocalama yaşar. İki partnerden sadece biri korunmada ısrar edip diğeri çocuk istiyorsa, döllenmeye elverişsiz gün*lerin "yanlış" hesaplanma ya da döllenmeye elverişli gün*lerde korunmanın "unutulma" tehlikesi, her iki eşin de ko*runmadan yana olmasına kıyasla elbette daha büyük olur.
Son olarak, dini inançları korunma araçlarını yasaklayan kadınlar ve çiftler için de istenmeyen gebelikleri önleme*nin tek yolu doğal aile planlaması yöntemleridir.
Doğal aile planlaması yöntemleri korunma yöntemi de*ğildir. Bunlar yalnızca, bir çevrim içinde döllenmeye elve*rişli (üretken, fertil) ve döllenmeye elverişsiz (üretken ol*mayan, infertil) günleri saptama olanağını sağlar. Asıl ko*runma yöntemi, üretken günlerde cinsel ilişkide bulunma*maktan ya da başka bir korunma aracı kullanmaktan iba*rettir (prezervatif, diyafram ve portio başlığı).
Doğal korunma yöntemleri
Size göre cinsellik, yalnızca sizinle partneri*niz arasındaki mahremiyetin içinde olup bi*ten, dünyanın en doğal şeylerinden biri. Ai*le planlamasını da bizzat ele alıyorsunuz. Bu alanda doktor tavsiyesini ya da kontrolü*nü reddediyorsunuz. Gerçi korunmak isti*yorsunuz ama bedensel süreçlere müdahale edilmesine karşısınız. O nedenle, er ya da geç beklenmedik bir anda gebe kalma ola*sılığını göze alıyorsunuz.
Belki de yıllarca "doktorlarca yönlendirilen korunma araçlarıyla" (hap ya da spiral gibi) korundunuz, şu anda ise içtenliğe ve güve*ne dayalı bir ilişki yaşıyorsunuz ve bu, ge*belikten korunmayı da birlikteliğin bir par*çası haline getiriyor, o nedenle de korun*maya rağmen bir bebek olursa onu sevinçle karşılarsınız.
Ya da belki dinsel inançlarınız, hangi yön*temle olursa olsun gebeliği önlemeyi yasak*lıyor.
Bu söylenenlere uyan kadınlar için hormon ya da spiral söz konusu değildir, onlar doğal aile planlaması (kısaca DAP) yöntemlerini benimsemelidir.
Vücut sıcaklığını ölçme, rahim boynu mu*kozasının durumunu belirleme ve rahim ağ*zını yoklama yoluyla, âdet çevrimi sırasın*daki döllenmeye elverişli olan ve olmayan günler saptanabilir. Üretken günlerde cinsel ilişkiden tamamen uzak mı duracağınız, yoksa prezervatif ve/veya diyafram mı kulla*nacağınız size kalmış bir şeydir.
Daha sonra siz ve eşiniz çocuk isterseniz, döllenmeye en elverişli zamanı saptamak için aynı yöntemleri kullanabilirsiniz.
Tüm DAP yöntemleri ilkesel olarak her yaştaki her ka*dın tarafından uygulanabilir. Yeter ki âdet çevrimi düzgün olsun, kadın her gün doğurganlığıyla ilgilenme disiplinini göstersin, çevrimin birkaç gününde cinsel ilişkiden vaz*geçmeye, başka cinsel ifade biçimleri seçmeye ya da bari-yer yöntemleriyle korunmaya hazır olsun.
DAP'ın İlkeleri
Dişinin doğurganlığını cinsiyet hormonlarındaki çevrimsel değişiklikler yönlendirir. Hormon derişikliğindeki değişik*likler bedenin açık seçik işaretler vermesine yol açar. Bun*ların en göze çarpanı, bir çevrimin sona erdiğini ve bir ye*nisinin başladığını gösteren aybaşı kanamasıdır. Daha az göze çarpan, ama ölçülebilen ya da öznel olarak yorumlanabilen işaretler, ikincil doğurganlık belirtileri denen vü*cut sıcaklığı, rahim boynunda mukoza pıhtısı yapısı, rahim ağzının konumu ve sıkılığıdır. Bu işaretlerden biri veya birkaçı her gün saptanıp kaydedildiğinde, üretken olan ve olmayan günleri gösteren bir eğri ortaya çıkar.
Bu bölümde size DAP'ın ilkelerini tanıtmak istiyoruz. Teoride bunlardan bazıları insana çok karmaşık ve kafa ka*rıştırıcı gelir. Ancak doğal aile planlaması sabır ve disiplin ister. Bu yalnızca "yaparak öğrenilen," yani sürekli alıştır*ma gerektiren bir yöntemdir. O nedenle, doğal korunma isteyen her kadına, bu konuda bir kadın doktorundan ay*rıntılı bilgi almasını ya da bir doğal aile planlaması merke*zine başvurmasını öneririz, en iyisi de bu başvuruyu eşiyle birlikte yapmasıdır.
http://www.yasamoyunu.net/hamilelik_tup_bebek_dogum/30652-dogal_aile_planlamasi_yontemleri.html
Bebek , Baby,türkçe,Bakımı , Beslenmesi ,Sağlığı
aile planlaması,
doğal,
doğum kontrolü,
hamilelik,
hormonla korunma,
kontrol yöntemleri,
korunma,
Tüp Bebek,
yöntemleri
Anne sütü çocuğun geleceğini belirliyor
Kanser gelişiminden obeziteye, diş çürümesinden solunum yolu hastalıklarına kadar birçok sağlık sorununun doğal ilacı olarak gösterilen, zeka seviyesini artırıp bağışıklık sistemini güçlendiren anne sütü, psikoloji üzerinde de olumlu katkılar sağlıyor.
Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yakup Arslan, yaptığı açıklamada, 1-7 Ekim tarihlerinin Dünya Emzirme Haftası olarak kutlandığını anımsattı.
Anne sütü ile beslenme ve emzirmenin, bebek, anne ve aile için çok önemli yararları bulunduğunu ifade eden Arslan, ''Anne sütüyle beslenen bebeklerde alt ve üst solunum yolu enfeksiyonları daha az görülür. Çünkü anne sütü bağışıklık sistemini güçlendirir ve ilk aşı görevi yapar. Beyin hücrelerinin gelişimini düzenleyen hormon yapısında faktörler ile beyin gelişiminde gerekli birçok element ve besin maddesi barındıran anne sütü, zeka seviyesini artırır'' dedi.
Anne sütü ile beslenme ve emzirmenin, bebek, anne ve aile için çok önemli yararları bulunduğunu ifade eden Arslan, ''Anne sütüyle beslenen bebeklerde alt ve üst solunum yolu enfeksiyonları daha az görülür. Çünkü anne sütü bağışıklık sistemini güçlendirir ve ilk aşı görevi yapar. Beyin hücrelerinin gelişimini düzenleyen hormon yapısında faktörler ile beyin gelişiminde gerekli birçok element ve besin maddesi barındıran anne sütü, zeka seviyesini artırır'' dedi.
7 Ekim 2011 Cuma
Egzoz gazı erken doğuma neden oluyor
California Üniversitesi'nde yapılan bir araştırma, egzoz gazlarının erken doğum ihtimalini yüzde 30 arttırdığını ortaya koydu.
Egzoz gazlarının erken doğuma neden olduğu, özellikle poli aromatik hidrokarbonların (PAH) bebeğin zamanından önce doğması ihtimalini yüzde 30 arttırdığı bildirildi.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)